ben bu yazıyı sana yazdım

Yazmayı kolaylaştıracakmış gibi bakıyoruz boş sayfaya.Bakmanın yardımı olmadığını anlayana dek aklımızdan olup bitenlerin yanında "olsa ne de güzel olurdu"lar geçiyor. Yazmaya hala faydası yok. Acılar yazdırıyordu, mutluluk yaramıyor.
Mutluluk,korkutuyor.
Mutluluk,mutsuz ediyor.
Mutluluk büyütüp adam ettiğin davranışlarını,hislerini,tepkilerini,kendine ezberlettiğin değerleri sikip atıyor.
Kalabalığa çıkamadığında anladın.Sıradan bir pazar yerinde, sıradan bir metro durağında,kampüste,koridorlarda anladın. Değişmek, sayfaları art arda örttüğün defterler gibi değil,birinin üzerini kapayınca yeni bir sayfaya öylece geçemiyorsun.
Artık teşbih de yapamıyorsun. En azından şu noktada hatırlamaya çalışıyorsun. Kimi zaman bilgisayar başında kimi zaman küçük mavi defterinin başında geçirdiğin geceleri,selamladığın sabahları hatırlamaya çalışıyorsun. Yürüdüğün yollarda geride nelerini bıraktığını arıyorsun.
Bunun hakedilmiş bir mutluluk olduğuna bir türlü inanamıyorsun.
İkna olman için canının yanması mı gerek? Başta onun da ödemesini yapmadın mı peşince?

Etraf yüzüne hiç bakmadığın, isimlerini bile öğrenmeye zahmet etmediğin insanlarla kaynıyor. Hepsinin bunun için bir sebebi olduğuna inanıyorsun. Dostluklar da kardan adam gibidir,eriyecekleri bile bile inşa edilir. Şans verdiklerin de oldu; sana dair merakları geçene kadar ya da bir kadın bedenini tattığını öğrendiklerinde değişmelerine kadar...En açık görüşlü, en "pff toplumsal cinsiyet rolleri çok saçma, pozitif bile olsa cinsiyetçiliğe katlanamam" diyenler bile "aman yahu sonra bize de sulanmasın" gibi bombok laflar edene kadar, insan tanımaya kapılarını araladığın olmuştu. Kimse istediğini veremedi,kimse beklediğinden bir adım ileri bir insan olamadı. Kimse olamıyorken hak edemediğini düşündüğün bu güzel hikayede o nasıl oldu da esas oğlan oluverdi?
Sahiller gezdin,şehirler gezdin,bilmediğin caddelerde yürüdün,tanımadığın insanların arasında sırf o yanında diye korkmadan, hiçbir şeye aldırmadan kaygısızca yürüyebildin.

Birbirimize yetiyor olmanın verdiği rahatlıktan,sevişmenin tadından,hep bir şeyler öğreniyor olmanın verdiği huzurdan,senin kadar uzay-zaman kaçığı oluşundan...

Sebepleri de var. Görünülüyor,dokunuluyor,tadılıyor...
Yine de korkuyorsun.
Tuzak bunlar diyor, şu an mutlu olduğun için gerçekten mutlu olduğunu sanıyorsun,yara alacaksın diyorsun.
Sevdiğin tüm adam ve kadınlar ölü,daha ne olsun?

İçinde sönmek üzere bir kaçma isteği duruyor hala, sönmek üzere de olsa titrek bir alev olduğunu bilmek kemiriyor içini.
Birilerini,bir şeyleri seviyor olmak ağır,hiç sana göre değil.
Sevdiğin tüm adam ve kadınların ölü oluşu bundan...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

sizi bilmem ama benim aklım kaçtı.

blue is the warmest colour

"oğuz atay okuyan kişiler sevişmek istemez"