8 Ağustos 2015 Cumartesi

"oğuz atay okuyan kişiler sevişmek istemez"


Gittin.
Çünkü kararlı olduğunda zayıflıkların bile alıkoyamaz seni yolundan.Bornova'ya giden dolmuşu birkaç dakika bekledin önce.Gelen ilk dolmuşta henüz kuşkularını dinlemekteydin,gönüllü kaçırdın.İkinci dolmuşla Üçkuyular Meydanı'ndan ayrılıp, uyku-mide bulantısı-durak kaçırma adına endişelenme ritüeline koyuldun.Hastane çıkışı metro durağına kadar Fever Ray'in İf i had a heart'ını dinledin.Çünkü sana seni hatırlatan şarkılardan daha iyisi yok yine kendini unutma çabalarında.
Şoför seni biraz ilerde indirdi.Korkmadın.Uzun zamandır yeni birini tanımaktan,kendini başka birine tanıtmaktan korkmuyorsun.Yüzeyselliği öğrendin,hiçbir  konuda açık olmak zorunda değilsin,özgürleştin.Telefon açıp etrafı sordun,üstünden otoban geçen köprünün hemen yanındaki karşılıklı Bornova Metro ve Eshot durakları arasında.Şehirde insanların ağırlığı bu çirkin betonlaşmanın yanında hiçbir şey olmalı.Öylesine bir doluluk.Nihayet şoförün bıraktığı noktadan gerisin geri dönüp onu buldun.Senelerin samimiyetini taşıyormuş gibi sarıldınız.Kalabalık binalara doğru yürüdünüz otoban köprüsünün altındaki taşlı yoldan.Yanyana duran birkaç apartmandan sondan ikinci olana girdiniz.Yağmur başladı.Yağmurdan korktuğunuzdan değil,gök gürültüsünden korkan iki küçük kız taşıdığınızdan içinizde.Asansörle altıncı kata çıkarken boğulur gibi hissettin.Eski yapıların asansörleri hep tabut gibi. Çok dar. Öpmedin.O da seni öpmedi. Eve girdiniz.Odasının camından manzarayı gösterdi sana.Solda Çanakkale'ye giden otoban sağda Evka4'ün ışıkları.Zaten İzmir bir geceleri güzel diye geçirdin içinden kimbilir kaçıncı kere.
Duvardan sayısız fotoğraf içinde Björk'ü seçti gözlerin.Sayısız kadın.Sayısız kadın uzvu.Müzik açıp kitaplığa daldınız.Kafka,Sylvia,Nietzsche,Tezer,Pavese ve dahasını görüp içten içe sevindin.
-İşte okuma zevki olan biri!
Hava kararırken  dans ettiniz.Ayaklarına bastın.Ensesini öptün,haz duydu.Yorulunca dizlerine uzandın.Burada küçük bir kız gibi davranmak serbest."Eski Bahçe-Eski Sevgi"yi okumaya başladın.Seni asyalılaştırmak istercesine göz kenarlarını okşadı.Hiç sevmedin ama seslenmedin.Yazabilen Yaratık'tan bahsettiniz.Fakat eğer lisenin ilk yılında henüz takip etmeye başladığın bu sıradışı yazarla bir gün karşılaşacağını hatta dans edeceğini ve dahi yorulup dizlerine uzanacağını söyleselerdi, bunu çok ütopik bulur,inanmazdın.Ama işte hepsi oldu.Akşam ilerledi.Sayısız cinayetler ürettiniz.Gece ilerleyip de seni evine ulaştıracak dolmuşu beklerken "Bugün ölmeyeceksin" dedi.Rahatlayacağın yere kırgınlık duydun bu sözüne. Nietzsche bıyıklarına,miyop gözlerini çevreleyen kare gözlüklerine baktın.
Bir daha gitmeyeceksin.

2 Temmuz 2015 Perşembe

ay'ın tanrısı sustu.

Ne yanından tutsam bambaşka bi insan buluyorum.
Acı çeken sen..
Hayatının rayında durmaksızın ilerleyen sen..
Vazgeçmiş sen..
Bu böyle uzayıp gidiyor.
Belli tek bir şey var lakin
Hiçbir köşesi benim olmayan sen...

7 Haziran 2015 Pazar



"Oh well, the devil makes us sin but we like it when we’re spinning in his grip.."




Acıları ne kadar derin hissetmeye çalışırsam o kadar rahat o kadar kendime gelmiş hissediyorum.Kimseden gelmediğim gibi kimseye de gitmiyorum. Öylesine hiç sevilmemiş ve adını sevgi koyamamışlıklarımla geçip gideceğim.Bazen gerçek olmadığınızı düşünüyorum,hepinizin..Görmediğim şehirlerin uydurma olduğunu, tüm şehirlerin aslında aynı sokakların dönümlerinden meydana geldiğini...Bazen öylesine bir ayarlanmışlıkla hayatıma uğrayıp gittiğinizi düşünüyorum.
Halbuki bizim acılarımız buna benzemezdi,yaşam gayemizden başka telaşımız yoktu.Yalnızlığa odaklı hayatımızda hiç böyle başkalarının bıraktığı boşluklarda öldürmemiştik kendimizi...
İçimdeki sıkıntı...
Selim'e seslenişlerim de yanıtlanmıyor..Diyorum ki, Selim, karnıma düşen bu uğursuzluğu neyle açıklarım?İkimiz de istemiyoruz Selim, bu kırık genleri, bu incinmiş ruh halini başkalarına aktarmak,başkasının tutunamamasından sorumlu olmak istemiyoruz.Sen kurtuldun Selim, ya ben?
Ses gelmiyor,Selim gelmiyor...
Bu düşüncelerimin içinde bir insan geliyor, dokunuyor ve tanışma hevesinde büyülü bulduğu her yönüm bir müddet sonra tahammül edinemez takıntılara dönüşüyor.Bana sempati duyan bir insanı daha hızla öldürdüğümü düşünerek biraz daha kırılıyorum.İçimdeki bu uğursuz sıkıntı büyüyor.
Sıkıntılarım yüzünden değişecek miyim?
Elbette hiçbir zaman beklentilerinizi karşılayıp olmamı istediğiniz insana dönüşmeyeceğim.Birbirimizi hızla eskitip kendi hayatlarımıza devam edeceğiz ve nezaketen buna tüketicilik demeyeceğiz.


18 Mayıs 2015 Pazartesi

12:54

Katillerimi hep özenle seçerim. Zamanı geldiğinde daha çarpıcı bi son istediğimden belki.Belirli bi son isteyişimizin bile sonsuz seçenekleri var. Başkalarını dahil etmediğin hayatına aslında başkalarının hayatından kovulmuşluğunla da devam edebilirsin; Başkaları bize cehennem biz onların cennetlerinden sürgün.

Sadist ruhlarını ortaya çıkarıp artık taytay yürüyebilirsin dediğim adamlar belki de başkalarının cinayetlerinde katleden...
Her sabah normal bir güne başlayıp çay içmek varken, azmettireceğim, içine öfke ekip, ilkel yanını benimseteceğim adamlar tanıyorum. Çirkinliklerine aldırmadan hiç sevilmemiş yanlarından öpüyorum. Konuşacağımız yere ruhlarımızı boyuyoruz karalarcasına... Ve sonra doygunluk hissiyle bir sonraki cinayetini yerleştiriyorum içlerine. Acıma hissim arttıkça okşayacak oluyorum sonra vazgeçip kahvaltı hazırlıyorum.

Çay alır mıydınız? 

17 Şubat 2015 Salı

başkaldırıyorum o halde varım.

-Erken değil mi? dedi Sevgi.

Zamanı olur mu ki? Kendine kendini hatırlatmanın amatör ve oldukça aptal bir yöntemini seçmiş benim için, o saçma, kendimce psikanalizlerle doldurduğum,acılarımla renklendirdiğim aptal defteri yırtıp atmamın ve nihayetinde hiç yaşamamış olmanın bir yolunu bulduğumu düşünüp kendimi rahatlatmanın...Zamanı var mıdır?

Hayatımın saçma yanlış anlamalar,utanç verici sevgiler ve çok, çok acıyla dolu olduğunu bilmemin ne faydası olurdu ki bana geleceğimde? 

Sevildiğimize asla inanmayacağız.

Kendi kendimi kontrolden azat edeli epey olmuş olmalı,romanlarımda sık sık bahsi geçen o göğüs kafesinin ortasındaki kocaman boşluk,işte tam burada...Kendi kalbimin atışını duyabiliyorum,çıldırtıcı.Elimi uzatsam tutup sıkabilir,avuçlarım arasında kendi nefesimin sonunu getirebilirim gibi geliyor."Ölebilirim ama ölmüyorum." 

Yok edersem hatıralarını da silebilirim zihnimden diye düşündüm.Pişmanlık kelimesinden uzak durmaya çalışıyorum.Hayatımdaki yegane pişmanlık birbirimize benzediğimizi söylediğinde ona inanabildiğim tek adamı erken kaybetmek oldu.

Sevildiğimize asla inanmayacağız.

Varlığımın tek bir ispatı kalmadı geride.Geçmiş anılarımın,daha çok utançlarımın...Sevdiklerim?..Saygıyla sevdiğim herkes ölü...Ve yakınlığını tartıp biçmeden çok çok yanlış bir şekilde sevdiğim ve şimdilerde zihnimdeki hayal meyal anısıyla hatırlayabildiğim adamın her bir sözünü tutup,onlardan biri olan arkadaş edinmenin yersizliği konusunda da diğer her şey gibi ona uyduğum için unutmamı gerektirecek,beni zorlayacak birileri de yok geride...

Bundandır, herkesin acı tuttuğu olayları duymazdan gelişim,gündeme uzak duruşum,tek bir sohbet kurmayışım,yaşadığım dünyayla bağımın olmayışı...Savunduklarıma güvenimi yitirmekten korkardım,güvenecek tek bir şeyim kalmadı.İnsanlığımı yitirmekten korkuyorum ki onu yitirmeme de az kaldı sanıyorum.En son ne zaman ağladım hatırlamıyorum,gözlerime yaşların dolmayışı belli belirsiz bir kibrin çoktan kalbimi esir almış olduğundan mı yoksa unutacak kadar taşlaştım mı çoktan insanlığımı? Hissedemediklerim,tutku,heyecan,alabildiğine mutluluk? Yerlerini çoktan kalıcı bir kederle mi değiş tokuş ettiler? 

Geçmişimle doldurduğum defterimden kurtulmak beni ölümüne en çok özendiğim Beşir Fuat'ı sevmekten de vazgeçirir mi?İntiharıyla içimde çocuksu kalan ne varsa beraberinde sürükleyip götüren Fuat'ı...Ben merkezli minik acılarımla ortada kalmamın ilk nedeni değil mi onun intiharı...Gerçek anlamda kanının son damlasına kadar yazan çok sevgili adamı da sıyırabilir miyim zihnimden? Beni bana hatırlatan tek şeyi,her şeyi sembolize eden defterim onu beraberinde götürecek kadar güçlü değil.

"Erken değil mi?"
Öyleyse bile bundan dönüş yok.Artık anısı olmayan,üslupsuz,kendisiyle hiç tanışık çıkmamış,kalemine emek vermemiş bir yazarım.Tek bir yazım yok.Anım,lise,ölenlerim,sevmeye farklı bir yol bulamadığım çok sevdiğim,hayatımdaki yerleri yalnızca isimlerinden ibaret olan tanışıklıklarım ve ben bile.Kendime dair bildiğim,sonuca bağladığım,davranışlarımı tarttığım ve romanlarımdan bolca alıntılarla yine kendimle bir tuttuğum tüm duygular,hareketler...Düşünmek istemiyorum ve acizce yalnız kendi geçmişime,yersiz acılarla süslediğim geçmişime başkaldırıyorum.Öyleyse varım.

Geriye kalan bir ben bir de beni bana tamamlayan Sevgi.Onu korkutmak istediğimden değil ama kendine dair anılarına bile katlanamayan ve aptal zihni paranoyalarla dolu olan benim için bir tek onun güveni,sevgisi önemli...Anlatamadıklarım...Beni bilen bir o kaldı...Güvenini istediğim bir o var...Hayati bir önem taşıyor süsü vermemeye fazla çabaladım ama korkarım öyle.Kendimi unutmamda bir yanımı bağlı tutacağım bir Sevgi var...

"öyle güzel unutmuştun ki,hatırlatmaya kıyamadım"


5 Şubat 2015 Perşembe

"tutku garip bi'şey ve çok vahşi."


Kendini sevdiği bir romanın karakteriyle  ilişkilendiren bir insan olmaktansa olur olmaz roman kahramanlarına üstelik ilginç bir şekilde en şeytani olanlarına anlamsız bir özlemle beraber sevgi beslemek,büyütmek sadece bana göre bir şey...

Zihnim adeta yardım çığlıkları atıyor zira 72 saat içinde aralıksız dörtten fazla roman bitirmek ne kadar doğru/normal bilemiyorum.

Doğru ve normal kavramlarının felsefi incelemesini de yapacak değilim.O kadar bezginim sevgili okur,gel elimden tut.

Uşak'a her dönüşümde daha da katlanan bu mutsuzluk tufanımı dizginleyemiyorum.

"Normal" davranışlar sergilememi bekleyen herkesi yüzüstü bırakmak ruhumu eziyor.

Bulunduğum ruh halini unutmak adına anlamsız ucuz romanlarla kendimi meşgul edip dahası o anlamsız hikayelerine nereden kendimi dahil edebilirim diye zorlanmak burada geçirdiğim 6 günümü tamamen yok sayılmış kıldı.

Sürekli şikayet eden biri olmaktan nefret ediyorum ama kayıtlara geçsin diye söylüyorum, bir yıl içinde hayatımda iyi yönde bir ilerleme kaydedebilmiş olmazsam -finansal ya da yaşam seçimi konusunda- denemekten vazgeçeceğim, yaşlandıkça daha da çirkinleşiyorum ve bu katlanılabilir değil...hemde hiç...hak veriyorsunuzdur sevgili okur...

Ve siz! Hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi davranmaktan vazgeçip beni çılgınlığa itmeye son verin bayım çünkü zihnimde oldukça fazla ses var ve mutlu değilim!

25 Ocak 2015 Pazar

Çayınıza süt alır mıydınız?



Nerede kalmıştık?

Sevgi'yle ilgili bilmeniz gereken bir şey varsa, uyum konusunda bir bukalemunla yarışacak kadar iyi olmasıdır.

Arkadaşlığımızı bir bakıma ona borçluyuz.Zira herkesçe biliniyor ki ben uyumsuz,paranoyak,yer yer depresif ve fazlasıyla nevrotikken kendimle barışığım da. Çünkü bir süre sonra kendimi değiştiremiyor olduğumu ve bu sebepten başkalarının yanında kendimle ilgili üzülmemem gerektiğine karar verdim ve ruh halimi değiştiren o kelimeleri söyledim;

-ben böyleyim!...

Size yanlış izlenim vermek istemem sevgili okur çünkü 9'uncu sınıfta tanıştığım o kızın varlığını kendime yakın tutmuş ve sevmeye başlamışken hayatımı değiştiren o iki kelime yüzünden diğer yıllar boyunca okulda görmedim bile...Diğer açıdan ben okulda görünmez olmayı başarabilmiştim demeliyim sanırım.

Buna rağmen Sevgi iyi idare etti, bir gün hepsine sırt dönmüş görmezden geliyorken başka bir gün komik bulduğum bir anımı paylaşmak için yanına oturuyordum.Bundan cesaret alan Sevgi kollarını bana açmış geliyorken, ne yapmaya çalıştığını anlamaya bile zahmet etmeden yanından geçip gidiyordum.Yine de Sevgi hiçbir zaman bana bunu geri ödemedi,evet onunda kendince taktikleri vardı, evet bunları adım gibi biliyor ve evet kendi kendimeyken bile yüksek sesle anmayıp farketmemiş gibi yapıyordum lakin onunda kendini rahatlatmaya ihtiyacı olduğunu biliyor ve buna izin veriyordum.Çünkü o "ben böyleyim"lerin içinde ne kadar pislik gibi davransam ve ne kadar uzak dursam da "onu cidden seviyorum" gerçeği de vardı.Ve biliyorsunuz paranoyak oluşumu da hesaba katarsak bunları tamamen uyduruyor da olabilirim.

Bu sadece sevdiğim insanları sıkça rüyamda görmenin verdiği huzurla yazılmış bir "şey". Umarım sonuna bile gelmeden ilk satırda okumayı bırakmışsınızdır.

sen de sıkılmadın mı yalanlardan?

Buluştuğumuz akşamlardan birindeydi,gece yarısı olmadan beni eve bırakırken, "kimsenin seninle isteyerek arkadaş olduğunu düşünmüyorum...