12 Aralık 2014 Cuma

Şunu anlamalısınız ki, beklediğiniz şeyler asla ansızın tamda umduğunuz şekilde gerçekleşmeyecek. Umudunuz kırılacak,istikbalinizden vazgeçtiğiniz noktalara da geleceksiniz...Fakat ne yazık ki yapabileceğiniz tek şey kaderinizi kendinize küstürmemek.Evet kaderinizi küstürmemek zira kadere küsmek gibi bir lüksünüz de yok.İşte bunu anladığınız zaman artık hüznün fıtratınızın bir parçası olduğunu ve mutluluğun sağlam bir illüzyon olduğu bu hayatta size zevk veren şeyin daha fazla acı duymak olduğunu da keşfedeceksiniz.

Bana da bu oldu...

Eninde sonunda herkesin başına gelir.

Defalarca kalemini terk eden bir yazar oldum, kurduğu hayallere bile "mümkünlük" derecesi katarak yaşamayı da öğrettim kendime lakin hiçbiri onunla karşılaştığım anın illüzyonunun aslını çözdüğüm zamanki kadar acıtmadı.

Nasıl karşı koyabilirdim ki? Böylesine biliyorken her şeyin geçici olduğunu,böylesine uzakken herkesten,böylesine yalnız ve böylesine katıyken hayata karşın...Nasıl karşı koyabilirdim,acıma acı katıp beni daha önce yaşamadığım duyguların en sarsıcı olanlarını tattıracak insana...

Bu bizim "onunla" tanışmamızın hikayesi ikimiz içinde ayrı bakış açılarından anlatılan...

Aslına bakarsanız bu hikayeyi anlamlı kılmak için biraz daha geriye sarmamız gerekiyor.Sene 2002, İzmir. Küçük bir kız babasını peşine takılıp Uşak'a gelir. Hayatımda verdiğim en aptalca karar olduğunu düşünürdüm meğer yanılıyormuşum.Çünkü aslında babamla bu sık sık havasının oldukça serin olmasından ötürü hasta olduğum şehre gelmek kaderimi şekillendiren dönüm noktammış...Hayatımın bir bölümü illaki Uşak denen güya "Aşıklar Kenti" olarak adlandırılan ve "Mecburiyet Caddesi"nden başka bir şeyi olmayan bu şehirde geçmeliymiş.

Şimdi size aile problemlerimden bahsetmeyeceğim sevgili okur,bilmeniz gereken şey kader sizi eninde sonunda olmanız gereken yere götürür.

İkinci sınıfın yarı döneminde aniden şehir değiştirdiğim için hiçbir okul beni kabul etmeme konusunda ağız birliği etmiş gibiydiler ta ki Hasan Hilmi ilköğretime yolum düşene dek.Beni test etmesinden ve elinden hiç kağıt eksik olmamasından çok zeki olduğunu çıkardığım müdür yardımcısı -ki daha sonra bir arabanın altında can vermesi için hayaller kurduğum bu adam- nihayet okula kaydımı almıştı.Ve beni tam da sözünü verdiği gibi okuldaki en zeki öğretmenin sınıfına verdi,Bekir Çelik...

Karakteristik olarak gelişmemi sağlayan en mühim insan...Bilirsiniz o yaşlarınız tamamen örnek alma,örneği benimseme ve yeni bir karakter oluşturma dönemlerinizdir.Allah bilir, başka biriyle karşılaşsaydım ne halde olurdum...

Sınıfa ilk geldiğim zamanlar çok zorlanmıştım. Herkesin tane tane ve belirli bir anlam birliği içinde konuştuğu İzmir'den kalkıp, insanlarının oldukça hızlı ve garip bir biçimde bağlam birliğinden yoksun cümleler kuran Uşak'a gelince doğal olarak adapte olma problemi yaşamıştım.İşte o noktada da onunla tanıştım...

Hızlı ve daha önce duymadığıma yemin edebileceğim kelimeleriyle karşımda dikilip bana bir şeyler soruyordu bense sadece "efendim?" demekle yetinebiliyordum...Komiktir,ben onu psikopat oysa beni zihin özürlüsü sanmış.İşte bu, beyler ve bayanlar Seher'le tanışmamın gerçek hikayesidir.

Söz veriyorum hikayenin sonunda her şey mantıklı gelecek ama henüz en baştayız...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

sen de sıkılmadın mı yalanlardan?

Buluştuğumuz akşamlardan birindeydi,gece yarısı olmadan beni eve bırakırken, "kimsenin seninle isteyerek arkadaş olduğunu düşünmüyorum...