anlam kazanma evresi

Bugün her zamanki yorucu düşlerimin ardından Gregor'un gözle görünür değişimine benzemese de boğucu bir ezilmişlikle uyandım ve tıpkı onun gibi, o anki halime aldırmaksızın kalkıp devam etmem gerektiğini, şu andan ziyade geleceği düşünmenin mühim olduğunu bir saniyeliğine düşündüm.İlerleyişe nasıl müdahale edemiyorsak sabah saatlerinin o mahmur durgunluğuna da hatırı sayılır bir tetikleme de bulunamıyoruz.O durgunluk hali, -yine hayattayım ve şimdi ayaklanıp her zamanki ritüelime adım atacağım- fikri ve başka seçeneğin aklından bile geçmemesi...Nasıl da uyum sağlayıvermişiz,değil mi? Halbuki bundan 6 yıl önce böyle değildi.Henüz umudum vardı mesela, o hep düşünü kurduğum,daima yolculuklarda geçecek hayatıma dair...Hangi tren garı hangi şehirlere götürür,hangi dillerde tek derdimin ayak bastığımda bedenimdeki tüm acıyı emip,beni huzura erdirecek toprağı arakmak olduğunu söyleyeceğim,hepsini bilecektim.Şimdi bambaşka bir şey biliyorum,korkarım ayak bastığım değil,tüm varlığımla altına girdiğim toprak bana huzur verecek.

Evet, değişmeyen tek yanım bu oldu, o zaman da biliyordum herhangi birinin veya üzerinde durduğum şehrin beni olduğumdan daha iyi biri haline getiremeyeceğini...Ondandır ki, ben her şeyden çok kitaplarımı severdim.

Daha sonra 6 yıl önce o gün tanıştığım kızın da en az benim kadar kitaplarını sevdiğini öğrenecek ve biraz olsun ümitlenmeye başlayacaktım. Sakın yanlış anlamayın sevgili okur,lakin o zamanlar ne kadar insan tanırsam benim aleyhime olacak,ne kadar muhabbete girersem o kadar kendimden kaybedeceğim diye düşünürdüm ve yanlış anlamamaya devam edin sevgili okur çünkü hala öyle düşünüyorum.Kurduğum ilişkileri kesin bir kararlılık ve düzen içerisinde "karşılıklı alışveriş" olup olmama durumuna göre devam ettiriyordum şimdilerde hiç kurmuyorum.Demeye çalıştığım çok bocaladım,ait olmadığım bir okulda neye güldüklerini anlamadığım bir grup yaşıtım olduğuna şüpheye düştüğüm insanların içinde, nefesini sarfetmeye değer bir sohbetin içine girememenin verdiği sıkıntıdan.Bu yüzden bu kıza ümitle baktım,yalnız onunla oturup,yalnız onunla "karşılıklı alışveriş"in olduğu, iki tarafın da zevk aldığı (nı umuyorum) sohbetler başlattım.
İyi ki de yapmışım...Zor zamanlarımız da oldu, benim aksime herkese iyi bir tavırla yaklaştığı için bol bol vaktimizden çalındığı,kendisinin "manevi baba" olarak nitelendirdiği Dil Anlatım öğretmeni ve bu öğretmen tarafından "Şeyhim" olarak nitelendirilen Edebiyat öğretmenimin zıtlıklarının kafamızı allak bullak ettiği ve bir kaç yıl sonra bana "erkek olsan seninle çok eğlenirdik be" diyen bambaşka bir edebiyatçının cinsiyet kayırmasına darıldığım Sevgi'ninse buna katıla katıla güldüğü zamanlar...(hepsinin komik bir hikayesi var.)

11 yıl önce babamın elinden tutup Uşak'a gelmem, beni olmamam gereken yerlere sürükleyen Seher'le tanışmam,yine orada olmamam gereken bir yer olduğunu düşündüğüm Atatürk Lisesine gitmem, bu kızla tanışıp geri İzmir'e dönmek içinmiş....

Peki, sırada ne var?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

sizi bilmem ama benim aklım kaçtı.

blue is the warmest colour

"oğuz atay okuyan kişiler sevişmek istemez"