Kayıtlar

Aralık, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

eski.

"Saklamanın alemi yok, Zuleyha'nın kaderinden nasiplendim."Yusuf"um benden uzakta, farklı duygu alemlerinin acı çekenleriyiz. Arsızca istemekle kalıyorum çünkü geri çevrilmeyi kaldıracak gücüm yok dahası zalimliğe vursam gaddar değilim, sevmeye kalksam değişime hazır değilim. Ve hu noktada ondan gayri onun Rabbine muhabbet duymam gerektiğini anlıyorum. Çabalamam anlamsız,  zalimliğim kendime ve nefsimin yolunda her şey benim aleyhime, biliyorsunuz Züleyha'nın aşkı çileyle edinilmiş bir tecrübe..."

Demiştim, nice zaman önce,  kendimde değiştiremediğim şeyler var sevgili okur, tıpkı anayasa'nın ilk 3 maddesi gibi.Hayata, aşka ve de arkadaşlıklara bakış açım ruhumun  Züleyha'ya özenmesinden olsa gerek, değişmiyor. Yalnız acı, yalnız yalnızlık ve yalnız suskunlukla devam edeceğim yeni yılda da...Mutlu yıllar dilerim sevgili okur...

ben nereye gidersem orası yalnızlığın değil,hüznün başkenti oluyor.

Uşak'ın küçük bir şehir olmasını seviyorum. Gece otogar dönüşü eve kadar yaya gidebilmeyi, bilinecek belli yolları az olduğundan rahatça sokaklara dalabilmeyi ve her zaman mevsimine uygun havası oluşunu... Yaşlılığının son dönemlerini geçirmek için harika bir şehir olduğunu düşünüyorum.
Buraya her dönüşümdeyse karnıma giren bu ağrıya anlam veremiyorum zira kendimi 23 Zilkade 1340 doğumlu hissederdim...92sine yeni basmış genç bir kadın...

Göz bebekleriyle gülen o çok sevgili adam bunları konuştuğumuzda "senden genç olmam beni çok rahatlattı" demişti...Sahi Uşak'ı güzel kılan şeylerden biriydi onun varlığı...Karanlık,köhne pasajdan geçip küçük sıcacık renklerle bezenmiş biricik sohbet mekanına ulaşmak,eve dönüş yolunu bilmenin ne anlama geldiğini bilecek yaşlardaysanız, size, onca zaman ne diye buraya gelmedim ki,işte tam da olmam gereken yer burası dedirtirdi...Bir yıl oldu gitmeyeli çünkü huzur veren şeyin mekan değil de oradaki sıcacık sohbet olduğunu O'nun ölü…

anlam kazanma evresi

Bugün her zamanki yorucu düşlerimin ardından Gregor'un gözle görünür değişimine benzemese de boğucu bir ezilmişlikle uyandım ve tıpkı onun gibi, o anki halime aldırmaksızın kalkıp devam etmem gerektiğini, şu andan ziyade geleceği düşünmenin mühim olduğunu bir saniyeliğine düşündüm.İlerleyişe nasıl müdahale edemiyorsak sabah saatlerinin o mahmur durgunluğuna da hatırı sayılır bir tetikleme de bulunamıyoruz.O durgunluk hali, -yine hayattayım ve şimdi ayaklanıp her zamanki ritüelime adım atacağım- fikri ve başka seçeneğin aklından bile geçmemesi...Nasıl da uyum sağlayıvermişiz,değil mi? Halbuki bundan 6 yıl önce böyle değildi.Henüz umudum vardı mesela, o hep düşünü kurduğum,daima yolculuklarda geçecek hayatıma dair...Hangi tren garı hangi şehirlere götürür,hangi dillerde tek derdimin ayak bastığımda bedenimdeki tüm acıyı emip,beni huzura erdirecek toprağı arakmak olduğunu söyleyeceğim,hepsini bilecektim.Şimdi bambaşka bir şey biliyorum,korkarım ayak bastığım değil,tüm varlığımla alt…

ilerleyememe sorunsalı

Komiktir,Seher'i tanımasaydım başıma daha az dert açılırdı diye düşünüyorum.Bunu içtenlikle söylüyorum sevgili okur, keşke çocukluk zamanlarımda daha çok arkadaş edinseydim...

Kendime ait hissetmediğim bir yerde bulunmamın yegane sebebi...

Seher ilkokulda neyse lisede de o olmaya devam etti.Arkadaşlığımız kuşkusuz zoraki oldu.Ergenliğini henüz tamamlayamamış bir ailenin çocuğuysanız hayatınızın tutunacak dalları daha kırılgan olur.Fazlasıyla okul değiştirdim ve dönüp dolaşıp yine Seher'le yanyana düştüm.Şanssızlık bu ya, ilkokulda sınıf sayısını azaltmayı istediler ve zaten 6 kız 21 erkek olan sınıfımız dağılınca ben Seher'le tanımadığımız başka çocukların arasında buldum kendimi. Sadece çocuklara has olan bir acımasızlıkla yeni sınıfımız bize yüklenirken Seher de sıkı sıkıya benim arkadaşlığıma yüklendi.Ben sınıf kitaplığına yeni getirilen Jules Verne hikayelerini okumak isterken köşe kapmaca oynamalara,al satarım bal satarım'lara sürükleniyordum.Sonra yine onun saye…
Şunu anlamalısınız ki, beklediğiniz şeyler asla ansızın tamda umduğunuz şekilde gerçekleşmeyecek. Umudunuz kırılacak,istikbalinizden vazgeçtiğiniz noktalara da geleceksiniz...Fakat ne yazık ki yapabileceğiniz tek şey kaderinizi kendinize küstürmemek.Evet kaderinizi küstürmemek zira kadere küsmek gibi bir lüksünüz de yok.İşte bunu anladığınız zaman artık hüznün fıtratınızın bir parçası olduğunu ve mutluluğun sağlam bir illüzyon olduğu bu hayatta size zevk veren şeyin daha fazla acı duymak olduğunu da keşfedeceksiniz.

Bana da bu oldu...

Eninde sonunda herkesin başına gelir.

Defalarca kalemini terk eden bir yazar oldum, kurduğu hayallere bile "mümkünlük" derecesi katarak yaşamayı da öğrettim kendime lakin hiçbiri onunla karşılaştığım anın illüzyonunun aslını çözdüğüm zamanki kadar acıtmadı.

Nasıl karşı koyabilirdim ki? Böylesine biliyorken her şeyin geçici olduğunu,böylesine uzakken herkesten,böylesine yalnız ve böylesine katıyken hayata karşın...Nasıl karşı koyabilirdim,acıma acı …