31 Aralık 2014 Çarşamba

eski.

"Saklamanın alemi yok, Zuleyha'nın kaderinden nasiplendim."Yusuf"um benden uzakta, farklı duygu alemlerinin acı çekenleriyiz. Arsızca istemekle kalıyorum çünkü geri çevrilmeyi kaldıracak gücüm yok dahası zalimliğe vursam gaddar değilim, sevmeye kalksam değişime hazır değilim. Ve hu noktada ondan gayri onun Rabbine muhabbet duymam gerektiğini anlıyorum. Çabalamam anlamsız,  zalimliğim kendime ve nefsimin yolunda her şey benim aleyhime, biliyorsunuz Züleyha'nın aşkı çileyle edinilmiş bir tecrübe..."

Demiştim, nice zaman önce,  kendimde değiştiremediğim şeyler var sevgili okur, tıpkı anayasa'nın ilk 3 maddesi gibi.Hayata, aşka ve de arkadaşlıklara bakış açım ruhumun  Züleyha'ya özenmesinden olsa gerek, değişmiyor. Yalnız acı, yalnız yalnızlık ve yalnız suskunlukla devam edeceğim yeni yılda da...Mutlu yıllar dilerim sevgili okur...

27 Aralık 2014 Cumartesi

ben nereye gidersem orası yalnızlığın değil,hüznün başkenti oluyor.

Uşak'ın küçük bir şehir olmasını seviyorum. Gece otogar dönüşü eve kadar yaya gidebilmeyi, bilinecek belli yolları az olduğundan rahatça sokaklara dalabilmeyi ve her zaman mevsimine uygun havası oluşunu... Yaşlılığının son dönemlerini geçirmek için harika bir şehir olduğunu düşünüyorum.
Buraya her dönüşümdeyse karnıma giren bu ağrıya anlam veremiyorum zira kendimi 23 Zilkade 1340 doğumlu hissederdim...92sine yeni basmış genç bir kadın...

Göz bebekleriyle gülen o çok sevgili adam bunları konuştuğumuzda "senden genç olmam beni çok rahatlattı" demişti...Sahi Uşak'ı güzel kılan şeylerden biriydi onun varlığı...Karanlık,köhne pasajdan geçip küçük sıcacık renklerle bezenmiş biricik sohbet mekanına ulaşmak,eve dönüş yolunu bilmenin ne anlama geldiğini bilecek yaşlardaysanız, size, onca zaman ne diye buraya gelmedim ki,işte tam da olmam gereken yer burası dedirtirdi...Bir yıl oldu gitmeyeli çünkü huzur veren şeyin mekan değil de oradaki sıcacık sohbet olduğunu O'nun ölümüyle çok acı bir şekilde algıladım.


"Biz aynıyız" deyişine yürekten inandığım tek insandı ve çok zamansız bir zamanda gitti.Ölümün,ayrılıkların,acıların zamanı yok.Bakıp,görmeyi unutmanın,duyup dinlemeyi unutmanın ve hissetmeyi büsbütün unutturan hadiselerin zamanı yok...

Bu konuda anlatacak çok fazla şey var...Okumam için verdiği hikayelerini kaybetmemin pişmanlığı,okul-evlilik öncesi staj niyetine verdiği samimi öğütler ve daima cesaretlendiren konuşması...

Fakat şimdi anlatamam sevgili okur çünkü bugün Uşak'ta yağmur var..

.dinle.

16 Aralık 2014 Salı

anlam kazanma evresi

Bugün her zamanki yorucu düşlerimin ardından Gregor'un gözle görünür değişimine benzemese de boğucu bir ezilmişlikle uyandım ve tıpkı onun gibi, o anki halime aldırmaksızın kalkıp devam etmem gerektiğini, şu andan ziyade geleceği düşünmenin mühim olduğunu bir saniyeliğine düşündüm.İlerleyişe nasıl müdahale edemiyorsak sabah saatlerinin o mahmur durgunluğuna da hatırı sayılır bir tetikleme de bulunamıyoruz.O durgunluk hali, -yine hayattayım ve şimdi ayaklanıp her zamanki ritüelime adım atacağım- fikri ve başka seçeneğin aklından bile geçmemesi...Nasıl da uyum sağlayıvermişiz,değil mi? Halbuki bundan 6 yıl önce böyle değildi.Henüz umudum vardı mesela, o hep düşünü kurduğum,daima yolculuklarda geçecek hayatıma dair...Hangi tren garı hangi şehirlere götürür,hangi dillerde tek derdimin ayak bastığımda bedenimdeki tüm acıyı emip,beni huzura erdirecek toprağı arakmak olduğunu söyleyeceğim,hepsini bilecektim.Şimdi bambaşka bir şey biliyorum,korkarım ayak bastığım değil,tüm varlığımla altına girdiğim toprak bana huzur verecek.

Evet, değişmeyen tek yanım bu oldu, o zaman da biliyordum herhangi birinin veya üzerinde durduğum şehrin beni olduğumdan daha iyi biri haline getiremeyeceğini...Ondandır ki, ben her şeyden çok kitaplarımı severdim.

Daha sonra 6 yıl önce o gün tanıştığım kızın da en az benim kadar kitaplarını sevdiğini öğrenecek ve biraz olsun ümitlenmeye başlayacaktım. Sakın yanlış anlamayın sevgili okur,lakin o zamanlar ne kadar insan tanırsam benim aleyhime olacak,ne kadar muhabbete girersem o kadar kendimden kaybedeceğim diye düşünürdüm ve yanlış anlamamaya devam edin sevgili okur çünkü hala öyle düşünüyorum.Kurduğum ilişkileri kesin bir kararlılık ve düzen içerisinde "karşılıklı alışveriş" olup olmama durumuna göre devam ettiriyordum şimdilerde hiç kurmuyorum.Demeye çalıştığım çok bocaladım,ait olmadığım bir okulda neye güldüklerini anlamadığım bir grup yaşıtım olduğuna şüpheye düştüğüm insanların içinde, nefesini sarfetmeye değer bir sohbetin içine girememenin verdiği sıkıntıdan.Bu yüzden bu kıza ümitle baktım,yalnız onunla oturup,yalnız onunla "karşılıklı alışveriş"in olduğu, iki tarafın da zevk aldığı (nı umuyorum) sohbetler başlattım.
İyi ki de yapmışım...Zor zamanlarımız da oldu, benim aksime herkese iyi bir tavırla yaklaştığı için bol bol vaktimizden çalındığı,kendisinin "manevi baba" olarak nitelendirdiği Dil Anlatım öğretmeni ve bu öğretmen tarafından "Şeyhim" olarak nitelendirilen Edebiyat öğretmenimin zıtlıklarının kafamızı allak bullak ettiği ve bir kaç yıl sonra bana "erkek olsan seninle çok eğlenirdik be" diyen bambaşka bir edebiyatçının cinsiyet kayırmasına darıldığım Sevgi'ninse buna katıla katıla güldüğü zamanlar...(hepsinin komik bir hikayesi var.)

11 yıl önce babamın elinden tutup Uşak'a gelmem, beni olmamam gereken yerlere sürükleyen Seher'le tanışmam,yine orada olmamam gereken bir yer olduğunu düşündüğüm Atatürk Lisesine gitmem, bu kızla tanışıp geri İzmir'e dönmek içinmiş....

Peki, sırada ne var?

13 Aralık 2014 Cumartesi

ilerleyememe sorunsalı

Komiktir,Seher'i tanımasaydım başıma daha az dert açılırdı diye düşünüyorum.Bunu içtenlikle söylüyorum sevgili okur, keşke çocukluk zamanlarımda daha çok arkadaş edinseydim...

Kendime ait hissetmediğim bir yerde bulunmamın yegane sebebi...

Seher ilkokulda neyse lisede de o olmaya devam etti.Arkadaşlığımız kuşkusuz zoraki oldu.Ergenliğini henüz tamamlayamamış bir ailenin çocuğuysanız hayatınızın tutunacak dalları daha kırılgan olur.Fazlasıyla okul değiştirdim ve dönüp dolaşıp yine Seher'le yanyana düştüm.Şanssızlık bu ya, ilkokulda sınıf sayısını azaltmayı istediler ve zaten 6 kız 21 erkek olan sınıfımız dağılınca ben Seher'le tanımadığımız başka çocukların arasında buldum kendimi. Sadece çocuklara has olan bir acımasızlıkla yeni sınıfımız bize yüklenirken Seher de sıkı sıkıya benim arkadaşlığıma yüklendi.Ben sınıf kitaplığına yeni getirilen Jules Verne hikayelerini okumak isterken köşe kapmaca oynamalara,al satarım bal satarım'lara sürükleniyordum.Sonra yine onun sayesinde kendimi bir folklör ekibinde buldum,iyi de oynadığımı düşünüyorum sevgili okur.
Kaderimin nazik olmayan bir cilvesi; nihayet ilkokul bitti diye sevinirken tercih yapamamam sonucu Atatürk Lisesi'ne kayıt yaptırmamdı.Yaşarken farkına varmıyorsunuz ama şimdi dönüp bakınca daha iyi anlıyorum.Seher'den uzaklaşamamın bir nedeni olmalıydı.Çünkü ben gardı düşürüp artık o ya da bu okulda okumamın farklı bir etkisi olmayacağını düşünürken Seher de çıkageldi.Yine, komiktir, hiçte zeki olduğunu düşünemediğim bu müdür yardımcısını da aynı şekilde zihnimde defalarca öldürdüm.Fakat ilk kayıt günü ona iki dönemde de takdir belgesi alacağıma söz veriyordum.Sanırım bu sebepten dolayı birbirimizi sevemedik sonraları...

İşte nihayet liseye başladık,her şeyin başladığı yer burası...

Ve sonra ilk Dil ve Anlatım dersime girdim...Lise hayatım boyunca bürünmeye karar verdiğim kişiliği bu derste edinmiştim çünkü öğretmenim ilgi göstermeyi fazlasıyla seven ve oldukça tartışmacı bir adamdı.Fakat küçük bir hata yapmıştı,ilgisini verdiği öğrenci konusunda...O dersten sonra anladım ki tamamiyle aptal ya da ilgisiz görünmedikten sonra huzur bulamayacaktım.

Lise hakkındaki kötü izlenimler edinmeye devam ederken -ki edebiyat dersine kadar sürecekti bu-Seher yanında bana az çok benzeyen bir kız getiriyordu.Fiziksel olarak bana benzeyen bu kızın ileride bana yalnızca fiziksel olarak benzemekle kalmayıp zihinsel,kurgusal ve hatta duygusal olarak bana benzeyeceğini ve çıktığım bu anlamsız yolculukta bana yoldaş olacağını anlamamıştım o zamanlar,rol yapmakla meşguldüm ve bilmelisiniz ki mantık her zaman doğru anda devreye girmez.

Bu Sevgi'yle karşılaşmamın benim açımdan olan hikayesiydi.Şimdi söz Sevgi'de...

12 Aralık 2014 Cuma

Şunu anlamalısınız ki, beklediğiniz şeyler asla ansızın tamda umduğunuz şekilde gerçekleşmeyecek. Umudunuz kırılacak,istikbalinizden vazgeçtiğiniz noktalara da geleceksiniz...Fakat ne yazık ki yapabileceğiniz tek şey kaderinizi kendinize küstürmemek.Evet kaderinizi küstürmemek zira kadere küsmek gibi bir lüksünüz de yok.İşte bunu anladığınız zaman artık hüznün fıtratınızın bir parçası olduğunu ve mutluluğun sağlam bir illüzyon olduğu bu hayatta size zevk veren şeyin daha fazla acı duymak olduğunu da keşfedeceksiniz.

Bana da bu oldu...

Eninde sonunda herkesin başına gelir.

Defalarca kalemini terk eden bir yazar oldum, kurduğu hayallere bile "mümkünlük" derecesi katarak yaşamayı da öğrettim kendime lakin hiçbiri onunla karşılaştığım anın illüzyonunun aslını çözdüğüm zamanki kadar acıtmadı.

Nasıl karşı koyabilirdim ki? Böylesine biliyorken her şeyin geçici olduğunu,böylesine uzakken herkesten,böylesine yalnız ve böylesine katıyken hayata karşın...Nasıl karşı koyabilirdim,acıma acı katıp beni daha önce yaşamadığım duyguların en sarsıcı olanlarını tattıracak insana...

Bu bizim "onunla" tanışmamızın hikayesi ikimiz içinde ayrı bakış açılarından anlatılan...

Aslına bakarsanız bu hikayeyi anlamlı kılmak için biraz daha geriye sarmamız gerekiyor.Sene 2002, İzmir. Küçük bir kız babasını peşine takılıp Uşak'a gelir. Hayatımda verdiğim en aptalca karar olduğunu düşünürdüm meğer yanılıyormuşum.Çünkü aslında babamla bu sık sık havasının oldukça serin olmasından ötürü hasta olduğum şehre gelmek kaderimi şekillendiren dönüm noktammış...Hayatımın bir bölümü illaki Uşak denen güya "Aşıklar Kenti" olarak adlandırılan ve "Mecburiyet Caddesi"nden başka bir şeyi olmayan bu şehirde geçmeliymiş.

Şimdi size aile problemlerimden bahsetmeyeceğim sevgili okur,bilmeniz gereken şey kader sizi eninde sonunda olmanız gereken yere götürür.

İkinci sınıfın yarı döneminde aniden şehir değiştirdiğim için hiçbir okul beni kabul etmeme konusunda ağız birliği etmiş gibiydiler ta ki Hasan Hilmi ilköğretime yolum düşene dek.Beni test etmesinden ve elinden hiç kağıt eksik olmamasından çok zeki olduğunu çıkardığım müdür yardımcısı -ki daha sonra bir arabanın altında can vermesi için hayaller kurduğum bu adam- nihayet okula kaydımı almıştı.Ve beni tam da sözünü verdiği gibi okuldaki en zeki öğretmenin sınıfına verdi,Bekir Çelik...

Karakteristik olarak gelişmemi sağlayan en mühim insan...Bilirsiniz o yaşlarınız tamamen örnek alma,örneği benimseme ve yeni bir karakter oluşturma dönemlerinizdir.Allah bilir, başka biriyle karşılaşsaydım ne halde olurdum...

Sınıfa ilk geldiğim zamanlar çok zorlanmıştım. Herkesin tane tane ve belirli bir anlam birliği içinde konuştuğu İzmir'den kalkıp, insanlarının oldukça hızlı ve garip bir biçimde bağlam birliğinden yoksun cümleler kuran Uşak'a gelince doğal olarak adapte olma problemi yaşamıştım.İşte o noktada da onunla tanıştım...

Hızlı ve daha önce duymadığıma yemin edebileceğim kelimeleriyle karşımda dikilip bana bir şeyler soruyordu bense sadece "efendim?" demekle yetinebiliyordum...Komiktir,ben onu psikopat oysa beni zihin özürlüsü sanmış.İşte bu, beyler ve bayanlar Seher'le tanışmamın gerçek hikayesidir.

Söz veriyorum hikayenin sonunda her şey mantıklı gelecek ama henüz en baştayız...



sen de sıkılmadın mı yalanlardan?

Buluştuğumuz akşamlardan birindeydi,gece yarısı olmadan beni eve bırakırken, "kimsenin seninle isteyerek arkadaş olduğunu düşünmüyorum...